Atatürk’ün perspektifinden bakmak demek, bir bakıma tarih bilgisine başvurmak demektir. Zira O, her işinde, atacağı her adımda tarih bilgisine başvurmuştur, oradan hareket etmiştir. Atatürk bir mücadele adamıdır. Bu yönüyle yalnız bir adamdır, yine bu sebeple de tek adamdır. O, Bağımsızlık savaşı sırasında beş büyük mesele ile mücadele etmiştir:
1- Askerî cephelerde 2- Yabancı devletlere karşı güdülen siyasette 3- Osmanlı hükümetine karşı 4- Büyük Millet Meclisinde 5- Halkı fikirler ile hazırlamada
Bütün bunlarla mücadelesinde en fazla yardımını gördüğü Tarih bilgisi olmuştur. Biz de yakın tarihimize bakarak, Atatürk’ün söylevlerinde ve davranışlarında bugünün sorunlarına yanıtlar arayalım.
1922’de Lozan Konferansı’na delegelerimiz, haklı bir zaferin gururuyla gittiler. Fakat orada müzakereler başladığı zaman batılı devletler Türkiye’ye eşitlik hakkı tanımak istemiyor, özellikle Türkiye’nin geri bir memleket olduğu noktası üzerinde duruyorlardı. Bunun üzerine delegelerimiz, Türkiye’nin genel ve çağdaş bir kanun hazırlayacağını konferansa bildirdiler. O sırada Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusuna mesajı, “Memleket süratle çağdaş, uygar ve yenileşmiş olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır” sözleri olmuştur. O gün bu gün, çağdaşlaşma Türkiye için bir hayat davası, var olmamızın, varlığımızı kanıtlamamızın başlıca sorunu olmuştur. O halde nedir çağdaşlaşma?
(Prof.Dr. Zerrin Günal, Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı:6, Genelkurmay Basımevi, Ankara 2005, s.35-42)
Bu Makaleden Bazı Pasajlar:
25 Nisan 1915 Pazar günü, Çanakkale kara muharebelerinin önemli dönüm noktalarından biri, hatta cephenin tümüyle kaderini belirleyen bir tarihtir. Bu tarihe ve bir bakıma tarihin seyrine damgasını vuran kişi Ondokuzuncu Tümen kumandanı Yarbay Mustafa Kemal (ATATÜRK) idi. Mustafa Kemal Atatürk, 12 Nisan 1331 (25 Nisan 1915) gününden 4 Mayıs 1331 (17 Mayıs 1915) günü dahil olmak üzere cereyan eden harp olaylarına dair kısa raporu’nda 25 Nisan günü yaşananları şöyle özetlemektedir: Rapora göre, Yarbay Mustafa Kemal, o sırada Ondokuzuncu Tümen komutanıydı. Bu tümen, 5.Ordunun genel ihtiyatı olarak Bigalı köyü ile Bigalı’nın güney ve güneydoğusundaki Maltepe, Mersintepe civarındaki konak ve ordugahlara yerleşmiş, Üçüncü Kolordo’dan gelen ordu emri gereği, gerekirse Bolayır’a yada Çanakkale’ye geçmeye hazır bir halde idi ve bu arada talim ve terbiye ile meşguldü. 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu civarından gemi toplarının sesi işitildi, ardından tümen kumandanlığına saat 5.30’da yazılan raporla düşmanın Arıburnu ve Kabatepe arasında çıkarma yapmaya başladığı Arıburnu’na asker çıkardığı tebliğ olundu. .......Durumun ciddiyetinin farkında olan Mustafa Kemal, sabahın erken saatlerinden beri hem hareket için gerekli hazırlıkları yapıyor hem de neler olduğuna dair bilgi alamamanın endişesiyle bekliyordu. Fakat, Arıburnu’na sadece bir tabur gönderilmesi emri karşısında bu endişesi ikiye katlanıyor, Albay Halil Sami Bey’in emri yerine, durumu açık bir şekilde bizzat görmek ve müdahalede bulunabilmek için tamamen insiyatifini kullanarak, cephenin talihini değiştirecek ilk kararını veriyor, bir alay ve bir dağ bataryasıyla bizzat ve bir an bile vakit kaybetmeden kendi bulacağı en kısa yoldan giderek, harekete geçmeyi uygun görüyordu. .....Mustafa Kemal’in bir alay ve bir dağ bataryası ile saat 08.25’den önce muhtemelen saat 8.10’ da Bigalı’dan yürüyüşe geçtiği anlaşılmaktadır.... .
Şerif Güralp1, I. Dünya savaşında Osmanlı cephelerinde kendi deyimiyle “Bulgar topraklarından Süveyş’e kadar olan geniş sahada on sene at oynatmış bir ihtiyar gazi “; Onun 1957 ‘de basılmış olan anılarını içeren bir kitabı elimize geçtiğinde Kumkale Muharebesiyle ilgili anıları ilgimizi çekti. Şerif Güralp, Kumkale muharebesinin bilançosunu şöyle değerlendirilmektedir: “ Düşman, birçok silah, cephane ve ölü bırakarak çekilip gitmişti. İngiliz ve Fransızlar Kumkale’ye yapılan çıkarmanın gösteriş mahiyetinde olduğunu ilan etmişlerdi. Bu, belki doğruydu. Ama Kumkale ve Yenişehir köyünü işgal edebilselerdi, Anadolu yakasındaki kuvvetlerimizi istediğimiz zaman Rumeli yakasına geçirip İngilizlere darbe vurmamıza mâni olurlardı. Anadolu tarafında daha çok kuvvetlerimizi bağlamış olurlardı. Bizim şehit, yaralı subay ve er mevcudu 1500’ü geçer. 500 ağır yaralımız var”2
Gerçekten de 25-26 Nisan 1915 günlerinde cereyan eden Kumkale muharebesi, Türk birliklerinin sokak sokak Kumkale’yi savunması, gece karanlığında süngüyle mücadelesiyle Kazanılmıştır.Bu mücadele sonucunda resmî zaiyat: 45 subay, 1690 er olmak üzere 1735 ‘dir. Fransızların zaiyatı ise toplam 786 idi.3
Şerif Güralp, Kumkale’de yaşadıklarını anlatırken Kumkale Marşından da bahseder. “Bazı günler radyo başında zevkle dinlediğimiz Kumkale Marşı; bu muharebenin musiki ile ifadesidir. Lakin aslından bazı kısımlar kaldırılmış. Kumkale muharebesinden 48 saat sonra tümenin musiki öğretmeni merhum Teğmen İbrahim tarafından notaya alınan bu marşın aslında;
- Davul tarafından şiddetli top sesleri taklit edilir,
- Hücum borusu çalınca ,
- Trampetler makineli tüfek ateşi yaparken mızıka efradı hep birden Allah, Allah, Allah diye bağırır,